Bir gün büyüyüpte “ahh ahh bizim zamanımızda…” diyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Zaten cümlesine öyle başlayanları da yaşlı bulur “hee hee” der kulak arkası yapardım. Artık böyle cümleler kurabilecek yaşantılarım, tecrübelerim oldu. Öncelikle belirteyim bu oldukça uzun bir yazıdır ve aşağıda okuyacağınız vol1. Yani yazının, yazı dizisi olacağı kesindir. Vakti olup okuyabilecek arkadaşlarımı öpüyorum ;)
Ben ilkokul, ortaokul, lise… Okul dönemlerinde hep anın tadını çıkartan bir insan oldum. Hayatta fazla not için kendimi kasmadım. Geçer notun biraz üstü almam kâfiydi. Yeter ki sınıfta kalmayım. Hiç geleceğe dair mesleki planlar, ideallerim olmadı. Mesleki tercihler konusunda fazlada fikrim yoktu. Doktor, avukat, öğretmen… fix meslekler vardı. Zaten matematikten anlamıyorsan en baştan ambargoyu yiyordun ki.. “matematik yapamayan adam olmaz” diye bir kalıp vardı. Öğretmenler, veliler herkesin ortak bir görüşüydü. Liseye başladığımda bir tek matematiğin nasıl yazıldığını biliyordum. Gerisi hak getire sanki öğretmen tahtada İspanyolca konuşuyor ve bende anlatılanlara Fransız kalıyordum. Çarpma bölme, dört işlemi geçte.. İnsan bir bilinmeyenli denklemi bile yapamaz mı? Ben yapamıyordum. Tabi akabinde Fizik ve Kimyada çuvalla giriyordu. Ailem matematik yapamadığım için beni ezdikçe eziyor, ileride benden hiç bir şey olmayacağını söylüyorlardı. Çok iyi hatırlıyorum lise 1. Sınıfta başladığımda, Matematik-Fizik-Kimya dersleri için özel hoca tuttular. Özel dersle sıfırdan bire yükselttim notumu. Eve gelen öğretmen tek tek anlatıyor. A’yı B’yi verip C’yi bulmayı gösteriyor. Tamam, anladım OK. Sonra bana B’yi C’yi verip A’yı soruyor. Ama biraz evel bunu göstermediniz ki diyip yapamıyordum. Kızım aynı mantık işte gösterdiğim gibi aynı yolla yapacaksın. Ben birden mala bağlıyor soruya boş gözlerle bakıyordum. Sonra öğretmen babama gitmiş demiş ki “ Beyefendi ben gelir ders vermeye devam ederim. Paramı da alırım ama yok yani kızınız öğrenemiyor, yapamıyor demiş.” Babam yıkılmış tabi. Bu yıkıntıyı da bana fazlasıyla hissettirince ben Lise 1’in birinci dönemi depresyona girdim. “Geri zekâlı olduğum için matematik yapamıyorum.” Diye ağla ağla kendimden geçiyordum. Sonra beni aldılar 9 Eylül Hastanesinin Ergen Psikiyatrisine… Doktorla görüştük. “doktor hanım ben matematik yapamıyor. Ne yaptıysak anlamadım. Özel dersle karnemdeki notu sıfırdan bire yükselttim. Anlayacağınız ben geri zekâlı olduğum için oluyor bunların hepsi” Doktor güldü tabi. Ama ben o psikolojiyle doktorun gülüşünü “ Evet sen öylesin ve bunun tedavisi yokkk!!” diye algıladım. Beni aldılar IQ Testine soktular. Bir sürü sorular sorular, şekiller, benzetmeler.. tonlarca testler yapıldı. Birkaç hafta sonra sonuçları almaya gittik. Doktor odasına yalnızca beni aldı. Elinde sonuçların yazdığı kâğıtlar, kendinden emin bakışlarla “Bak Jr. KARACA, kendini boşuna üzme, matematik öğrencem diye de kasma yavrucum. Çünkü senin matematik zekan yok” neyyy nasıl yaa ahanda ben bittim. Bizimkiler beni öldürecek. Evlatlıktan reddedip kendilerine yeni bir evlat arayacaklar. Sonra doktor aklımdan geçenleri duymuş gibi sözüne devam etti. “Öncelikle sakin ol. Üstündeki baskıyı anlıyorum. Fakat her insan matematikten anlayacak diye bir şey yok. Beyin şöyle şöyle bölümleri vardır. Her insanın farklı özellikleri ağır basar. Senin test sonuçlarına göre sen matematik (hesap kitap mevzuları) mantığını işletemiyorsun. Fakat diğer yandan sözel ve görsel zekân normalin üstünde. Sözel neyse de görsel zekânın ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu o zamanlar.
Ben matematik yapamayacağımı doktor raporuyla ortaya koydum ya.. Allahım bana bir rahatlama geldi. Omuzlarımdan bir yük kalktı sanki. Tabi aynı şeyi ailem için söyleyemeyeceğim. Onlar o zamanlar hala “matematik yapamayan insandan bir şey olmaz tezini savunuyorlar.” Ben bu olaydan sonra matematiğe bir savaş açtım. Lise 2’de direk bölüm olarak sözeli seçtim zaten. Matematiği de dört işlemden bir adım öteye götürmedim. Lise son sınıfta malumunuz ÖSS için dershaneye başladım. Fakat sözelci bile olsan en az 8-10 tane matematik yapacaksın yoksa hiçbir üniversiteyi kazanamazsın diyorlar. Hahahayy mümkün mü bana bu saatten sonra tek bir matematik sorusu çözdürmek? Tabikisi mümkün değil. Ama yok diyorlar. Sayısalcılar almış başını yürümüş. Bütün sayısalı çözüp arta kalan zamanda da sözeli yalayıp yutuyorlarmış. Eğer bir sözelci olarak 10 tane falan matematik yapmazsam üniversite kazanmam mümkün değilmiş. Falanmış filanmış. Görürsünüz lan hepinize göstereceğim gününüz diyerekten günden güne hırslanıyorum. Matematik bildiğin can düşmanım oldu. Gün geldi ve hayatın ön önemli anı ÖSS sınavı çattı. Ben çatır çatır sözeli yaptım. Fazladan 20 dakikam kaldı. Kitapçığın MATEMATİK bölümü var önemde. Yalan Dünya’daki Zerrin gibi “yeneceemm ulan seni MATEMATİKK” diye haykırdım içimden ve tek bir matematik sorusuna bakmadan kitapçığı kapatıp teslim ettim ve sınavdan çıktım. Ama ne yalan söyleyim “ya doğru söylüyorlarsa, ya hiç matematik yapmadım diye kazanamazsam” diye içimi bir kurt kemiriyor ama varsın kazanamayayım ben bu yoldan dönmem diye Cesur Yürek filmindeki Mel Gibson gibi atın üzerinde dimdik zafer kazanmışçasına eve döndüm. Sonuçlar açıklandığında Türkçeden 45 soruda 44 yapmışım. Gerisi de iyi yani ama ne olacağını kestiremiyorum. 24 hakkımızın olduğu seçim kâğıdını dolduracaktık. Fakat ben bütün varımı yoğumu ilk önce matematik öğrenmeye, öğrenemeyeceğimi anlayınca da herkese inat matematiğe açtığım savaşla uğraştığım için, o ana kadar ne olmak istediğimi hiç düşünmemiştim ki…
devamı bir sonra ki yazımda...
sevgiler,saygılar efemm...
























