1 Mart 2013 Cuma

Vol1 - Matematik Benim Can Düşmanımdı


Bir gün büyüyüpte “ahh ahh bizim zamanımızda…” diyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Zaten cümlesine öyle başlayanları da yaşlı bulur “hee hee” der kulak arkası yapardım.  Artık böyle cümleler kurabilecek yaşantılarım, tecrübelerim oldu. Öncelikle belirteyim bu oldukça uzun bir yazıdır ve aşağıda okuyacağınız vol1. Yani yazının, yazı dizisi olacağı kesindir. Vakti olup okuyabilecek arkadaşlarımı öpüyorum ;)
Ben ilkokul, ortaokul, lise… Okul dönemlerinde hep anın tadını çıkartan bir insan oldum. Hayatta fazla not için kendimi kasmadım. Geçer notun biraz üstü almam kâfiydi. Yeter ki sınıfta kalmayım. Hiç geleceğe dair mesleki planlar, ideallerim olmadı. Mesleki tercihler konusunda fazlada fikrim yoktu. Doktor, avukat, öğretmen… fix meslekler vardı. Zaten matematikten anlamıyorsan en baştan ambargoyu yiyordun ki.. “matematik yapamayan adam olmaz” diye bir kalıp vardı. Öğretmenler, veliler herkesin ortak bir görüşüydü. Liseye başladığımda bir tek matematiğin nasıl yazıldığını biliyordum. Gerisi hak getire sanki öğretmen tahtada İspanyolca konuşuyor ve bende anlatılanlara Fransız kalıyordum. Çarpma bölme, dört işlemi geçte.. İnsan bir bilinmeyenli denklemi bile yapamaz mı? Ben yapamıyordum. Tabi akabinde Fizik ve Kimyada çuvalla giriyordu. Ailem matematik yapamadığım için beni ezdikçe eziyor, ileride benden hiç bir şey olmayacağını söylüyorlardı. Çok iyi hatırlıyorum lise 1. Sınıfta başladığımda, Matematik-Fizik-Kimya dersleri için özel hoca tuttular. Özel dersle sıfırdan bire yükselttim notumu. Eve gelen öğretmen tek tek anlatıyor. A’yı B’yi verip C’yi bulmayı gösteriyor. Tamam, anladım OK. Sonra bana B’yi C’yi verip A’yı soruyor. Ama biraz evel bunu göstermediniz ki diyip yapamıyordum. Kızım aynı mantık işte gösterdiğim gibi aynı yolla yapacaksın. Ben birden mala bağlıyor soruya boş gözlerle bakıyordum. Sonra öğretmen babama gitmiş demiş ki “ Beyefendi ben gelir ders vermeye devam ederim. Paramı da alırım ama yok yani kızınız öğrenemiyor, yapamıyor demiş.” Babam yıkılmış tabi. Bu yıkıntıyı da bana fazlasıyla hissettirince ben Lise 1’in birinci dönemi depresyona girdim. “Geri zekâlı olduğum için matematik yapamıyorum.” Diye ağla ağla kendimden geçiyordum. Sonra beni aldılar 9 Eylül Hastanesinin Ergen Psikiyatrisine… Doktorla görüştük. “doktor hanım ben matematik yapamıyor. Ne yaptıysak anlamadım. Özel dersle karnemdeki notu sıfırdan bire yükselttim. Anlayacağınız ben geri zekâlı olduğum için oluyor bunların hepsi” Doktor güldü tabi. Ama ben o psikolojiyle doktorun gülüşünü “ Evet sen öylesin ve bunun tedavisi yokkk!!” diye algıladım. Beni aldılar IQ Testine soktular. Bir sürü sorular sorular, şekiller, benzetmeler.. tonlarca testler yapıldı. Birkaç hafta sonra sonuçları almaya gittik. Doktor odasına yalnızca beni aldı. Elinde sonuçların yazdığı kâğıtlar, kendinden emin bakışlarla “Bak Jr. KARACA, kendini boşuna üzme, matematik öğrencem diye de kasma yavrucum. Çünkü senin matematik zekan yok” neyyy nasıl yaa ahanda ben bittim. Bizimkiler beni öldürecek. Evlatlıktan reddedip kendilerine yeni bir evlat arayacaklar. Sonra doktor aklımdan geçenleri duymuş gibi sözüne devam etti. “Öncelikle sakin ol. Üstündeki baskıyı anlıyorum. Fakat her insan matematikten anlayacak diye bir şey yok. Beyin şöyle şöyle bölümleri vardır. Her insanın farklı özellikleri ağır basar. Senin test sonuçlarına göre sen matematik (hesap kitap mevzuları) mantığını işletemiyorsun. Fakat diğer yandan sözel ve görsel zekân normalin üstünde. Sözel neyse de görsel zekânın ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu o zamanlar. 

Ben matematik yapamayacağımı doktor raporuyla ortaya koydum ya.. Allahım bana bir rahatlama geldi. Omuzlarımdan bir yük kalktı sanki. Tabi aynı şeyi ailem için söyleyemeyeceğim. Onlar o zamanlar hala “matematik yapamayan insandan bir şey olmaz tezini savunuyorlar.” Ben bu olaydan sonra matematiğe bir savaş açtım. Lise 2’de direk bölüm olarak sözeli seçtim zaten. Matematiği de dört işlemden bir adım öteye götürmedim. Lise son sınıfta malumunuz ÖSS için dershaneye başladım. Fakat sözelci bile olsan en az 8-10 tane matematik yapacaksın yoksa hiçbir üniversiteyi kazanamazsın diyorlar. Hahahayy mümkün mü bana bu saatten sonra tek bir matematik sorusu çözdürmek? Tabikisi mümkün değil. Ama yok diyorlar. Sayısalcılar almış başını yürümüş. Bütün sayısalı çözüp arta kalan zamanda da sözeli yalayıp yutuyorlarmış. Eğer bir sözelci olarak 10 tane falan matematik yapmazsam üniversite kazanmam mümkün değilmiş. Falanmış filanmış. Görürsünüz lan hepinize göstereceğim gününüz diyerekten günden güne hırslanıyorum. Matematik bildiğin can düşmanım oldu. Gün geldi ve hayatın ön önemli anı ÖSS sınavı çattı. Ben çatır çatır sözeli yaptım. Fazladan 20 dakikam kaldı. Kitapçığın MATEMATİK bölümü var önemde. Yalan Dünya’daki Zerrin gibi “yeneceemm ulan seni MATEMATİKK” diye haykırdım içimden ve tek bir matematik sorusuna bakmadan kitapçığı kapatıp teslim ettim ve sınavdan çıktım. Ama ne yalan söyleyim “ya doğru söylüyorlarsa, ya hiç matematik yapmadım diye kazanamazsam” diye içimi bir kurt kemiriyor ama varsın kazanamayayım ben bu yoldan dönmem diye Cesur Yürek filmindeki Mel Gibson gibi atın üzerinde dimdik zafer kazanmışçasına eve döndüm. Sonuçlar açıklandığında Türkçeden 45 soruda 44 yapmışım. Gerisi de iyi yani ama ne olacağını kestiremiyorum. 24 hakkımızın olduğu seçim kâğıdını dolduracaktık. Fakat ben bütün varımı yoğumu ilk önce matematik öğrenmeye, öğrenemeyeceğimi anlayınca da herkese inat matematiğe açtığım savaşla uğraştığım için, o ana kadar ne olmak istediğimi hiç düşünmemiştim ki… 

devamı bir sonra ki yazımda...
sevgiler,saygılar efemm...

27 Şubat 2013 Çarşamba

Romantik Komedi 2'nin Fake Sahnesi



Herkese merhabalar :) Gününüz aydın olsun efem. Bugün sizlerle izlemiş olduğum romantik bir filmden bahsedeceğim. Yok yok ben "Romantik Komedi 2 - Bekarlığa Veda" filmini izlemedim. Açıkçası Sinem Kobal'in oyunculuğundan zerre kadar haz etmediğim için, sinemaya gidip 13 lira ki.. Tek başıma gitmeyeceğime göre 13+13=26  + Mısır/Cola =35TL vermek istemedim. Bir iki aya kalmaz sinema tv hd' ye falan düşer muhakkak. Evde oturur Gürgen Öz'e güler geçerim. Çokta mühim değil yani.. Neyse Cumartesi gecesi sinema kanalların birinde bir film izlemeye başladım. Filmi adı: Aşka Yolculuk Yapım Yılı:2010 Türü:Romantik / Komed
İMDb’den 6.2 almış. Bana kalırsada tam hakkı olan bir puan. Evde boşbir zamanınız varsa uzanıp izleyebileceğiniz bir film. Filmde bir evlenme teklifi sahnesi vardı. Kadınla adam uzun yıllardır birlikteler. Adam bir türlü teklif etmiyor. Sonra yemeğe çıkacakları bir hafta sonu adam özel bi yemek olacağına dair sinyaller veriyor. Kız hemen gidiyor özel ve güzel bir elbise diktiriyor. Sonra yakın bir arkadaşı gelip “oh may gat senin adamı kuyumcudan çıkarken gördüm. Biliyorsunki o kuyumcuya birtek tek taş almak için gidilir. Tanrımm bu yemekte kesin sana teklif edecek” diye veriyor gazı veriyor gazı :) Kızında zaten Allahtan istediği bu. Bir süs, bir ihtişam, bir heyecan.. gidiyorlar yemeğe…

Şimdiiii bu sahneler “Romantik Komedi 2 – Bekarlığa Veda” filmini izleyenlere oldukça tanıdık geliyordur :) Asıl bundan sonrasındaki baş başa yemek sahnelerinin rastlantı!! Dozajı size de komik gelebilir. 

Kızın beklediği gün geliyor. Adam kadını çok şık, güzel bir restauranta götürüyor (sahne 1). Yemek yiyorlar şampanya açıyorlar, derken adam kadını ne kadar çok sevdiğini falan anlatıyor. Güzel güzel konuşurken elini cebine atıyor (sahne 2) sonra cebinden bir yüzük kutusu çıkartıyor. Kadının önüne koyuyor. Kadının heyecandan kalbi çıkacak (sahne 3) 
Not: Tabi burada Sinem gibi delirmişcesine Evet Evet Evettt diye avaz avaz bağırmıyor :) 
Sonra kadının sevinci mutluluğu yüzünden okunurken (sahne 4)... Kutuyu açıyor (sahne 5) veee dadadadammm kutudan tek taş yada alyans değil bir çift küpe çıkıyor (sahne 6) Tabi kadın önce bi dumur oluyor ama gururuna yediremeyeceği için bozuntuya vermiyor. (Sahne 7 altta) Hımm oğğ küpe diyor. Adamda beğenmedinmi yaw falan diyor kadında bozuntuya vermemek için yok beğendim bak takayımda gör diyor.. (Sahne 8 altta) falan feşmekan :))
Pazartesi günü "Romantik Komedi 2 - Bekarlığa Veda" filmini izlen arkadaşlar bu sahneyi anlatırken kulak kabarttım da yuh artık diye konuya daldım. İzlediğim filmi anlattım alsana piştiii :) Bu durumu çattadanak yakaladım diye zevk aldığıma bakmayın aslında sinirleniyorum. Yaratıcılık bu kadar zor olmamalı. Elinde film yazıp çekebilecek gücü olan insanlar bu ellerindeki gücü bu şekilde harcamamalı bence. Bu arada "Romantik Komedi 2 - Bekarlığa Veda" filminden yukarıda anlattığım sahneyle çakışan bir iki karede aşağıda. Zaten izleyenler direk anlamışlardır. İzlemeyenler de üzülmeyin yahu çok bişey kaybetmediniz :))



18 Şubat 2013 Pazartesi

FilmMor, Kadın Filmleri Festivali


11. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali

Umudu ve gücünü kadınlardan alan, kadınlar tarafından kadınlar için yapılan, bu yıl hırpalanan-susturulan-görmezden gelinen tüm kadınlara ithaf edilen festival, on dokuz ülkeden kadınlar ve filmlerini ağırlayacak.

Festival, tema bölümleri, toplu gösterimler, açılış, kapanış etkinlikleri, 5. Altın Bamya Ödülleri, söyleşiler ve atölyelerle, 15 - 23 Mart’ta İstanbul’da, 30 - 31 Mart’ta İzmir,         6 - 7 Nisan’da Sinop, 13 - 14 Nisan’da Bitlis’te sizlerle olacak!
Festivalde Neler Var: Kadınların Sineması Bölümü; Dünyadan ve Türkiye’den, kadınların son yıllarda yaptığı her türden filmleri derlenmiş.

Bedenimiz Bizimdir Bölümü;  Dünyanın dört bir yanından kadınların “bedenimiz bizimdir.” diyen filmleri yer alıyor.

Kendine Ait Bir Cüzdan Bölümünde; Kadınların cüzdanlarıyla da kendi ayakları üzerinde durma hikâyelerini derledikleri filmleri izleyeceksiniz.

Cins-iyet-ler Bölümünde; ise cinsiyet ve cinsel kimlik meselelerine dair filmlere yer veriliyor.

Women Make Movies seçkisi Filmmor-Women Make Movies dayanışmasının ürünü, birlikte hazırladıkları özel bir seçki.

Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü: 10 yıldır, "kadınların yarışmaya değil dayanışmaya, yan yana olmaya ihtiyacı var" diyerek yarışma yapmaktan imtina eden festivalde yine yarışma yok ama artık bir dayanışma ödülü var. Bu dayanışma ödülü: 
-  Kadınların edilgen, geleneksel, cinsiyetçi olmayan temsillerine,
- Muhafazakar/ataerkil baskının kıskacında kadınların öznelik, öznellik, direnç, eylem ve düşlerine alan açan filmlerin yönetmenlerine verilecek.
Toplu Gösterimler: Kadınların sinemasının ilham ve güç veren iki özgün yönetmeni: Yeni Türkiye sinemasının “auteur”lerinden Yeşim Ustaoğlu ve filmlerinde kadın erkek ilişkilerini mizahi bir dille yeniden yapılandıran Doris Dörrie toplu gösterimleriyle festivalde.

Twitter: Filmmor_
Facebook: www.facebook.com/Filmmor
Youtube:www.youtube.com/Filmmor
Festival Biletleri: www.ticketturk.com


14 Şubat 2013 Perşembe

Aşkın Biz Olma Günü, Bugün !!!

Öyle sevdim ki seni. Öylesine saf… Öylesine temiz… Yüreğimin benliğimin en çocuksu haliyle sevdim. Nasıl korkmuştun beni ilk tanıdığında, âşık olmaktan, sevmekten… En çokta güvenmekten. Saatler, günler, haftalar geçiyor. Geçtikçe bana âşık oluyordun. Âşık oldukça seviyordun. Sevdikçe güveniyordun. Güvendikçe inanmak istemiyordun. Her anı her saniyeyi irdeliyordun taşın altında sorun arıyordun. Bir aşk, bir sevgi, bir insan bu kadar gerçek olamaz diyordun. Kalbini tüm gücünle saklıyor bana açmaktan çekiniyordun. Bir of çekseydim yıkılırdı karşıki dağlar. Seviyorummm uleeenn aşığımmmm diye haykırmam gerekiyordu. Gerekiyordu ki sen bende ki cesaretle cesaretlenesin. İki ay geçmişti kalbinde taşan sevgiyi saklayamaz olmuştun. Ansızın tutmuştun kollarımdan seviyorum seni demiştin. Çölde bir damla suyla yetinirken coşkun sellere kapılmıştım o iki sözünle. Bende seni diye haykırmış sımsıkı sarılmıştım. O kadar sıkı sarmışım ki kalbinin kalbimde çarptığını bugün gibi hatırlıyorum. Dakikalarca birbirimizin kollarında hayattan kopmuş kendi dünyamıza dalmıştık. 

Sonra… 

Takvimler bugünkü gibi 14 ŞUBAT’ı gösteriyordu. Sabah kahvaltıyla başlayan günümüzde bir garip haller içinde kıvranıyordun. Uygun zamanı kolluyor ama bir türlü tutturamıyordun. Ta ki…  saatler gece yarısını yaklaşırken… İlk tanıştığımız yerde… Nasıl da heybetli bir yerdi. Bütün İzmir ayaklarımızın altında… Senden ve bende başka kimse yokken, buz gibi havada… Birden sözcükler döküldü ağzından. Elinde janjanlı bir jiletinle sarılmış süslenmiş kutuyu açmaya çalışıyordun. Çok güzel sözler söylediğini biliyorum ama net olarak duyamıyordum. Birlikteliğimiz… seni seviy… iyi günde – kötü gü… her zaman.. bir ömür boyu… sözcükler kesik kesik kulağıma geliyor beynim algılamaya çalışıyor, derken…

Yüzüğü parmağıma taktın

BENİMLE EVLENİRMİSİN diye gözlerimin içine bakıyordun.

Tüm İzmir ayaklarımız altındayken senin huzurunda yıldızların şahitliğinde tam 3 kere EVET EVET EVET diye haykırmıştım. 

Kalbim ve aklım bedenimden çıkmış yan tarafta dans ediyorlardı. Gözyaşlarım mutluluk temsili olarak yanaklarımı imzalıyorlardı.

Aradan tam 3 yıl geçti. Takvimden eksilen her gün yüreğimdeki sevgiye bir parça daha eklerken, seni bana veren Allaha binlerce kere şükürler olsun Aşkların en güzeli. Seni seviyorum ve ölene kadarda seveceğim.

SEVGİLİLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN

Sevgililer Günü Kartı Yaptım

turuncuoda.com biliyorsunuzdur. Bilmeyeniniz varsa da mutlaka bir ziyaret etsin :) Üç gündür sevgililer günü için sevdiceğimize yapabileceğimiz 3 farklı DIY önerisi ile ilgili postlar yaptı. Ben 1. DIY projesinde anlatmış olduğu kartı gözüme kestirmiştim zaten. Bende bugün biraz daha tasarım kullanarak çizdim, bastım, kestim, yapıştırdım. İşte sonuç :) Bence çok güzel oldu yaa dimi ? Yada ben aşırı aşk yoğunluğu içinde yaptığım için bana öyle geliyor. eğğ malumunuzun bugünün anlam ve önemi :) Sabah bir saat erken kalktım da sevdiceğime sevgililer günü özel kahvaltısı hazırladım :) Şimdide bu kartı yaptım. Açıkçası bir çok kişi sözde bugüne antipati duyarken ben inanılmaz seviyorum 14 Şubatı. "Amaenn koca yılda sevgi bir günemi sığacak?" "Bize hergün sevgililer günü zaten.." tarzı lafları bir kenara koymak lazım bence. Çünkü günlük hayatın monotonluğuna kapılıp işten güçten, stresten, yorgunluktan bertaraf düşüyoruz. İşte böyle önemli günler insanı bir tutup sallıyor ve bir şeyler yapmak için, içindeki sevgiyi dışarı vurmak için bahane oluyor. Sanırım bende bu kartla içimdeki aşkı ve sevgiyi fazlasıyla dışarı vurmuşum :)  (vermiş olduğu bu güzel ilham için turuncuoda.com'a çok çok çok teşekkür ediyorum.)

13 Şubat 2013 Çarşamba

Yeni Film: AŞK KIRMIZI


KONUSU:  Üç kişilik aşk olur mu? Ferhat, Nazlıgül ve Zeynep, hiç akıllarına gelmeyen bu soruyu, şimdi cevaplamak zorundalar. Ferhat... Yıllar önce ilk aşkı Nazlıgül'ü kaybettiğinde çok acı çekmiş, yaralarını çok sevdiği Zeynep'le sarmış. Nazlıgül... Yarım kalan aşkını kalbine gömmüş, Ferhat'tan sonra seviştiği hiç bir erkeğin gözlerine bakmamış. Zeynep... Kocasına öyle aşık ki, ondan bir gece bile ayrı uyumaya dayanamıyor. Ferhat'la Zeynep'in ayrı yattıkları ilk gece, Ferhat hiç ummadığı bir anda, hiç beklemediği bir yerde Nazlıgül'le karşılaşır. Bir meşk gecesinde. Ertesi sabah, iki eski sevgili anlarlar ki, bir meşk gecesinin sabahında aşka yürümek, dünyada cennetten cehenneme yol almak gibidir. Zeynep aldatıldığını öğrendiğinde, üçünün de tek hissettiği, ateşin acısı olur. Bir adamın ilk aşkıyken öteki kadın olmanın acısı Nazlıgül'ü yakar. Kocasının kendisini aldattığını öğrenmek, Zeynep'i acıtır. Çok sevdiği iki kadının acısı, Ferhat'a arafın cehennemden bile kötü olduğunu anlatır.


15 Mart’ta vizyona girecek olan “Aşk Kırmızı”nın afişi, başarılı fotoğrafçı Mehmet Turgut’un imzası ile hazır… Filmin hareketli afişi Türkiye’de bir ilke imza atıyor. Daha önce bazı Hollywood filmleri için yapılan hareketli afiş uygulaması Türkiye’de ilk kez bu film için gerçekleştirildi. Bakanları şaşırtan, mizanseniyle de filmin konusunu oldukça net bir şekilde aktaran afiş çok başarılı bir deneme olmuş. Afişe bakmak için filmin resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz --> www.askkirmizi.com
Başrollerinde Nurgül Yeşilçay, Tayanç Ayaydın ve Ezgi Asaroğlu’nun yer aldığı, senaryosu ve yönetmenliği Osman Sınav’a ait film; ilk aşkına olan tutkusu ile çok sevdiği karısına olan aşkı arasında kalan bir adamın çaresizliğini, “Rengini sen seçemezsin, aşk seçer” cümlesiyle afişine taşıyor.
İzleyicilerini; Aynı anda iki kişiyi sevebilir misin?
Sadakat, üç kişilik bir aşkın neresinde durur?
Birini çok seviyorsan, onun sevdiğini de sever misin?
Seninle aynı adamı sevdiği için onu suçlayabilir misin?
Onun sevdiği kadına kendinden bile çok güvenir misin?
O soruyu hiç sordun mu; üçünüz olur muydu? gibi yüzleşilmesi ve cevaplanması zor sorularla baş başa bırakacak olan “Aşk Kırmızı”; Osman Sınav’ın kaleme aldığı senaryosu ile aşk ve sadakat kavramlarını yeniden sorgulatacak. 




12 Şubat 2013 Salı

Mangal Tadında Izgara

Bence her Türk ailesi güneşli miss gibi bir havayı gördüğü zaman aklına gelen ilk şey MANGALdır. Kömür yada odun ateşinin çıtır çıtır tutuşturulduğu ateş harlandıktan sonra dinlenmeye bırakılıp ağır ateşin üzerine konan enfes etler... Tabiki çarpık kentleşmenin bir sonucu olarak artık balkonlarımızdaki süs saksıklardakinin dışında yeşil alan bulup mangal yakmak çok zor. Avrupa Yakasında Burhan Altıntop balkonunda mangal yakıyordu yaa şimdi o sahne canlandı gözümde :)) Eskiden biz Pazarları gündüz pikniğinin yanı sıra cumalarıda akşam pikniği yapardık 3-5 aile toplanır mangalları kapar soluğu İnciraltında (izmir) alırdık. Mesela ben tavuk kanadını en çok mangalda severim. Çıtır çıtır kızaracak... Sonra sardalyada en güzel mangalda olur. Hımm nefis... Mangalda sucuktan bahsetmiyorum bile :) Mangalın közüne atacaksın top patlıcanları biberleri mis gibi közlenecek, maydanozu soğanı kıyacaksın içine... Her şey bir yana mangalın başında toplaşıp beklemek, o kalabalıkta curcunada yenen her şey lezzetlidir aslında. Lakin gel gelelim biraz evvelde dediğim gibi mangal yakacak çok yer kalmadı artık. Kendin pişir kendin ye restaurantları açıldı her yerde. Mangalı kömürü odunu tutuşmuş olarak hoop önüne getiriyorlar. Ev ortamında mangal için elektrikli ızgaralar çıktı. Ama ben teflon yüzeyli elektrikli ızgaraların tadını hiç sevemedim.

Bir kaç ay önce kayınvalidem bana bir ızgara almış. Elektrikle çalışıyor fakat biraz değişik. Isı küçük borulardan yada teflon yüzeyden değil, direk olarak ateş gibi tellerden geliyor. Kutusunu ilk açtığımda, "halla halla, annem nereden bulmuş bu eski püskü şeyi" diye düşünmüştüm. Çünkü çarşıda falan görseniz (..ki belki denk gelmişsinizdir) dönüp bakmazsınız. Bu teknoloji çağında hala böyle şeyler satıldığına inanmaz, nostalji olsun diye vitrinde duruyor diye düşünürsünüz. Sonra annem anlattı. İçinde küçük ızgarası var, ekstra kutusundan adana şiş yapmak için falan şişler çıkıyor. Ben kullanmaya başladıkça alıştım. Alışmamak mümkün değil zaten. Resmen geçmişe dayalı nostaljik bir teknoloji harikası :) Sabah kahvaltıya, önceki günlerden kalan bayatlayacak ekmekleri böl ortadan ikiye koy öylece ızgaraya, al sana 1 dakikada çıtır çıtır kızarmış ekmek yada ekmekleri zeytin yağ ile ısla üzerine domates dilimleri koy ve bırak kızarsın kızarmasanı yakın at üstlerine kaşarları mis gibi erisin. Patates, biber, domates, patlıcan kapak aklına ne geliyorsa koy 10 dakikada közlensin. Et, balık, tavuk, köfte istediğin her şeyi koy miss gibi. İşin garibi ve güzelliği ne pişirmek istersen  resmen mangal tadında pişiriyor. En son tavuklarımı mangal tadında olması için ızgaramda pişirirken sizler için fotoğrafladım. Fotoğraflarda daha net göreceksiniz zaten. 
Buradan canım anneme (kayınvalideme), beni düşünüp bu mükemmel hediyeyi bana aldığı için çok çok teşekkür ediyorum. Seni çok seviyorum annecim. Sevgiler... Saygılar... 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...