14 Şubat 2013 Perşembe

Sevgililer Günü Kartı Yaptım

turuncuoda.com biliyorsunuzdur. Bilmeyeniniz varsa da mutlaka bir ziyaret etsin :) Üç gündür sevgililer günü için sevdiceğimize yapabileceğimiz 3 farklı DIY önerisi ile ilgili postlar yaptı. Ben 1. DIY projesinde anlatmış olduğu kartı gözüme kestirmiştim zaten. Bende bugün biraz daha tasarım kullanarak çizdim, bastım, kestim, yapıştırdım. İşte sonuç :) Bence çok güzel oldu yaa dimi ? Yada ben aşırı aşk yoğunluğu içinde yaptığım için bana öyle geliyor. eğğ malumunuzun bugünün anlam ve önemi :) Sabah bir saat erken kalktım da sevdiceğime sevgililer günü özel kahvaltısı hazırladım :) Şimdide bu kartı yaptım. Açıkçası bir çok kişi sözde bugüne antipati duyarken ben inanılmaz seviyorum 14 Şubatı. "Amaenn koca yılda sevgi bir günemi sığacak?" "Bize hergün sevgililer günü zaten.." tarzı lafları bir kenara koymak lazım bence. Çünkü günlük hayatın monotonluğuna kapılıp işten güçten, stresten, yorgunluktan bertaraf düşüyoruz. İşte böyle önemli günler insanı bir tutup sallıyor ve bir şeyler yapmak için, içindeki sevgiyi dışarı vurmak için bahane oluyor. Sanırım bende bu kartla içimdeki aşkı ve sevgiyi fazlasıyla dışarı vurmuşum :)  (vermiş olduğu bu güzel ilham için turuncuoda.com'a çok çok çok teşekkür ediyorum.)

13 Şubat 2013 Çarşamba

Yeni Film: AŞK KIRMIZI


KONUSU:  Üç kişilik aşk olur mu? Ferhat, Nazlıgül ve Zeynep, hiç akıllarına gelmeyen bu soruyu, şimdi cevaplamak zorundalar. Ferhat... Yıllar önce ilk aşkı Nazlıgül'ü kaybettiğinde çok acı çekmiş, yaralarını çok sevdiği Zeynep'le sarmış. Nazlıgül... Yarım kalan aşkını kalbine gömmüş, Ferhat'tan sonra seviştiği hiç bir erkeğin gözlerine bakmamış. Zeynep... Kocasına öyle aşık ki, ondan bir gece bile ayrı uyumaya dayanamıyor. Ferhat'la Zeynep'in ayrı yattıkları ilk gece, Ferhat hiç ummadığı bir anda, hiç beklemediği bir yerde Nazlıgül'le karşılaşır. Bir meşk gecesinde. Ertesi sabah, iki eski sevgili anlarlar ki, bir meşk gecesinin sabahında aşka yürümek, dünyada cennetten cehenneme yol almak gibidir. Zeynep aldatıldığını öğrendiğinde, üçünün de tek hissettiği, ateşin acısı olur. Bir adamın ilk aşkıyken öteki kadın olmanın acısı Nazlıgül'ü yakar. Kocasının kendisini aldattığını öğrenmek, Zeynep'i acıtır. Çok sevdiği iki kadının acısı, Ferhat'a arafın cehennemden bile kötü olduğunu anlatır.


15 Mart’ta vizyona girecek olan “Aşk Kırmızı”nın afişi, başarılı fotoğrafçı Mehmet Turgut’un imzası ile hazır… Filmin hareketli afişi Türkiye’de bir ilke imza atıyor. Daha önce bazı Hollywood filmleri için yapılan hareketli afiş uygulaması Türkiye’de ilk kez bu film için gerçekleştirildi. Bakanları şaşırtan, mizanseniyle de filmin konusunu oldukça net bir şekilde aktaran afiş çok başarılı bir deneme olmuş. Afişe bakmak için filmin resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz --> www.askkirmizi.com
Başrollerinde Nurgül Yeşilçay, Tayanç Ayaydın ve Ezgi Asaroğlu’nun yer aldığı, senaryosu ve yönetmenliği Osman Sınav’a ait film; ilk aşkına olan tutkusu ile çok sevdiği karısına olan aşkı arasında kalan bir adamın çaresizliğini, “Rengini sen seçemezsin, aşk seçer” cümlesiyle afişine taşıyor.
İzleyicilerini; Aynı anda iki kişiyi sevebilir misin?
Sadakat, üç kişilik bir aşkın neresinde durur?
Birini çok seviyorsan, onun sevdiğini de sever misin?
Seninle aynı adamı sevdiği için onu suçlayabilir misin?
Onun sevdiği kadına kendinden bile çok güvenir misin?
O soruyu hiç sordun mu; üçünüz olur muydu? gibi yüzleşilmesi ve cevaplanması zor sorularla baş başa bırakacak olan “Aşk Kırmızı”; Osman Sınav’ın kaleme aldığı senaryosu ile aşk ve sadakat kavramlarını yeniden sorgulatacak. 




12 Şubat 2013 Salı

Mangal Tadında Izgara

Bence her Türk ailesi güneşli miss gibi bir havayı gördüğü zaman aklına gelen ilk şey MANGALdır. Kömür yada odun ateşinin çıtır çıtır tutuşturulduğu ateş harlandıktan sonra dinlenmeye bırakılıp ağır ateşin üzerine konan enfes etler... Tabiki çarpık kentleşmenin bir sonucu olarak artık balkonlarımızdaki süs saksıklardakinin dışında yeşil alan bulup mangal yakmak çok zor. Avrupa Yakasında Burhan Altıntop balkonunda mangal yakıyordu yaa şimdi o sahne canlandı gözümde :)) Eskiden biz Pazarları gündüz pikniğinin yanı sıra cumalarıda akşam pikniği yapardık 3-5 aile toplanır mangalları kapar soluğu İnciraltında (izmir) alırdık. Mesela ben tavuk kanadını en çok mangalda severim. Çıtır çıtır kızaracak... Sonra sardalyada en güzel mangalda olur. Hımm nefis... Mangalda sucuktan bahsetmiyorum bile :) Mangalın közüne atacaksın top patlıcanları biberleri mis gibi közlenecek, maydanozu soğanı kıyacaksın içine... Her şey bir yana mangalın başında toplaşıp beklemek, o kalabalıkta curcunada yenen her şey lezzetlidir aslında. Lakin gel gelelim biraz evvelde dediğim gibi mangal yakacak çok yer kalmadı artık. Kendin pişir kendin ye restaurantları açıldı her yerde. Mangalı kömürü odunu tutuşmuş olarak hoop önüne getiriyorlar. Ev ortamında mangal için elektrikli ızgaralar çıktı. Ama ben teflon yüzeyli elektrikli ızgaraların tadını hiç sevemedim.

Bir kaç ay önce kayınvalidem bana bir ızgara almış. Elektrikle çalışıyor fakat biraz değişik. Isı küçük borulardan yada teflon yüzeyden değil, direk olarak ateş gibi tellerden geliyor. Kutusunu ilk açtığımda, "halla halla, annem nereden bulmuş bu eski püskü şeyi" diye düşünmüştüm. Çünkü çarşıda falan görseniz (..ki belki denk gelmişsinizdir) dönüp bakmazsınız. Bu teknoloji çağında hala böyle şeyler satıldığına inanmaz, nostalji olsun diye vitrinde duruyor diye düşünürsünüz. Sonra annem anlattı. İçinde küçük ızgarası var, ekstra kutusundan adana şiş yapmak için falan şişler çıkıyor. Ben kullanmaya başladıkça alıştım. Alışmamak mümkün değil zaten. Resmen geçmişe dayalı nostaljik bir teknoloji harikası :) Sabah kahvaltıya, önceki günlerden kalan bayatlayacak ekmekleri böl ortadan ikiye koy öylece ızgaraya, al sana 1 dakikada çıtır çıtır kızarmış ekmek yada ekmekleri zeytin yağ ile ısla üzerine domates dilimleri koy ve bırak kızarsın kızarmasanı yakın at üstlerine kaşarları mis gibi erisin. Patates, biber, domates, patlıcan kapak aklına ne geliyorsa koy 10 dakikada közlensin. Et, balık, tavuk, köfte istediğin her şeyi koy miss gibi. İşin garibi ve güzelliği ne pişirmek istersen  resmen mangal tadında pişiriyor. En son tavuklarımı mangal tadında olması için ızgaramda pişirirken sizler için fotoğrafladım. Fotoğraflarda daha net göreceksiniz zaten. 
Buradan canım anneme (kayınvalideme), beni düşünüp bu mükemmel hediyeyi bana aldığı için çok çok teşekkür ediyorum. Seni çok seviyorum annecim. Sevgiler... Saygılar... 

5 Şubat 2013 Salı

Yaka Kolye Yapıyorum


Bir hevesle koştum Kemaraltındaki boncukculardan topladım boncukları, internettenden kalıp indirmiştim. Bir kaç tane keçe aldım. Kalıbı çıkardım. Başladım İşlemeye. Nereden çıkardım bu modeli bende bilmiyorum ama çok uğraştırıyor yaw :) Valla elime yapıştı kaldı. Tek tek tek boncukları işle.. bide bilseydim boncukları bırakır büyük büyük taşlardan alırdım iki günde biterdi. Ben gitmişim nerede küçük minnak boncuk var almışım. Sanki şaheser yaratıcam mübarek :) İnsan bi durup sorar kendine "o ne öz güven o?" :)) Valla başladım artık, işinde yarısına gelmişim, ortaya da güzel bir şey çıkıyor :) Tabi ben buna başladıktan sonra mağazalardaki yaka kolyeler 29 TL ye falan düştü oda ayrı bi mevzu. Bende kendimi "ama bu elimin emeği gözümün nuru" diye teselli ediyorum. Bitirip takınca da yoldan geçenleri bile tutup "bak bunu ben kendi ellerimle yaptım" dicem, raslaşırsak falan deli sanmayın huhuhahay :)

4 Şubat 2013 Pazartesi

Çarşıya Çıktım Bir Kere...

Evet, "çarşıya çıktım bir kere, eli boş dönmek olmaz dedim kendime" :) Bazı zaman oluyor elini kolunu sallaya sallaya amaçsızca gidiyorsun çarşıya/avm'ye hiç bir şey almak yok aklında... Ama kafanı çevirdiğin her yerden gözüne birşey çarpıyor. Bir o, bir bu derken eve geliyorsun bin tane :) Ama kimi zamanda aklında belirlediğin bir ihtiyaç ve istek doğrultusunda gidiyorsun şeytan giriyor devreye, ayaklarına karasular insin nafile aradığını bulamamanın ve yorgunluğun üzüntüsünü yüklenip dönüyorsun evine. Ben bu sefer birinci olayın içindeydim :) Öylesine çıktım ve birde baktım yollarıma serilmiş beni bekliyorlar. Beni al - Beni al - Beni al diye bağırıyorlar! Bende kırmak üzmek istemem, uyanı aldım geldim :)




25 Ocak 2013 Cuma

Yaşlanmaktan Korkuyorum


Bir an duruyorum. İlkokuldaydım. 23 Nisan müsamereleri için dans gösterisi hazırlıyorduk. Yerli malı haftası kutluyordum. Okula süslü püslü beslenme çanları içinde kek ve meyve suyu götürüyordum. Evcilik oynuyordum. Aksam ezanı okunurken 5 dakika daha sokakta oyunda kalmak için anneme yalvarıyordum.

Bir an duruyorum. Ortaokuldaydım. 19 Mayıs için parende falan attırmaya çalışıyorlardı. Okul servisinde son ses müzikle çılgınlar gibi eğleniyorduk. Okul pikniklerinde kimin annesi daha güzel sarma/kısır yapmış diye kendi aramızda yarışırdık. Kızlarla evcilik oynamayı bırakmıştık. Artık Hey Girl dergisi okuyoruz. Saçlarımızı örüp aralara boncuk takıyoruz.

Bir an duruyorum. Lisedeyim. Bir yandan okul, bir yandan dershane… Haftanın yedi günü doluyuz. Dersler, özetler, testler, sınavlar… Vakit buldukça daha doğrusu cesaret buldukça dershaneden ya da okuldan kaçıyoruz. Göztepedeki cafelerde takılıyoruz. Sinemaya gidiyoruz. Kim kime bakmış, kim kime mesaj atmış, kim kiminle çıkıyor… Dedikodunun dibine vuruyoruz. Sonra bir deneme sınavında puan düştümü.. Aha sıçtık bir iki ay iki katı test iki katı soru… 
Bir an duruyorum. Üniversitedeyim. Çok havalı bir bölüm kazanmışım. Yönetmen olacağım. Kendime güvenim on numara beş yıldız. 17 yaşında hiç bilmediğim bir şehirde kendime düzen kurmak üzere yeni bir hayata başladım. Eve çıktım. Pazardan alışveriş yapmayı öğrendim. Yemek yapmayı hatta börek yapmayı bile öğrendim. Film festivalleri, ilk senaryo denemeleri, vizeler, finaller, çekilen kısa filmler, reklam filmleri, belgeseller… Fakülte kantininde sınava yarım saat kala havada uçuşan not kağıtları  asıl önemlisi de Türkiye'nin dört bir yanından gelen güzel insanlarla kurulan arkadaşlıklar dostluklar.

Bir an duruyorum. Evliyim. Özel bir kuruluşta çalışan, hayalleri - hedefleri olan, başında kavak yelleri eserken ruh ikizine rastlayan, ilk görüşte aşık olan, adı üstünde yıldırım aşkı… hemen evlilik,hemen balayı… ve artık bu koskoca dünyada geleceğe doğru yalnız değil eşiyle birlikte yol alan, en büyük üzüntüyü, kederi, acıyı da, en büyük mutluluğu, sevinci, heyecanı da yaşayan... Bu dünyada "zaman" kavramının insana her şeyi öğrettiğini bilen bir kadınım.

Ben daha çok büyümekten, açıkçası her sene bir yaş daha, bir yaş daha derken yaşlanmaktan korkuyorum :( Biliyorum kaçınılmaz bir yoldan kaçmaya çalışıyorum ama yinede korkuyorum. Eşimde dalga geçiyor "birden bire şak diye yaşlanmayacaksın ki, yavaş yavaş olacağı için sende alışacaksın diyor" ama bak yukarıda neler yazdım. Okul yıllarım daha dün gibi aklımda. Şimdi aynaya bakıyorum büyümüşüm. Koca kadın olmuşum. Nasıl geçmiş onca yıl? Aynaya bakıyorum inanamıyorum. Allah ömür verir de yaşarsam eğer, bir gün duracağım. Aynaya bakacağım yüzü kırış kırış yaşlı bir ton ton nine göreceğim. “ Ben daha yeni evlenmiştim. Gençtim güzeldim. Nasıl geçti bu zaman. Ben ne zaman yaşlandım? Nasıl geçmiş onca yıl?” diyeceğim.  Geçen 82 yaşında bir ninenin yanına oturdum. Nine, yattığı yerden doğruldu, zar zor oturdu. Karşı duvardaki 65 sene öncesine ait düğün fotoğrafına daldı. "Ben çok güzeldim. Ben çok güzeldim kızım. Çok güzel bir kadındım. Gençtim, güzeldim, hamarattım..." gözleri doldu, benimde… Teoman'ın da dediği gibi "Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken yıllar hayatlar geçiyor..?"

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...